Yamalı Bohça

Ben aşağı yukarı 2012'den beri PARKİNSON hastasıyım.Teşhis konulduktan sonra uzunca bir dönem kabullenme sorunu yaşadım. Kendimi yalnız hissettim. Terapistimin tercümesiyle bulduğumuz yabancı bloglar bana daha insancıl, zor ama yinede yaşanabilir bir hastalık tablosu gösterdi. Bu hastalığı yaşıyan bir sürü insan vardı. Bizde de bu teşhisi alanların benim hissettiklerimi yaşadıklarını varsayarak terapistimin fikir anneliği ile bu bloğu yazmaya karar verdim. YALNIZ DEĞİLSİNİZ! YALNIZ DEĞİLİZ!

27 Mart 2026 Cuma

Yaşadıklarım ve Hissettiklerim

 Uzun zaman geçince kendimi bir ikilem içinde bulmaya başladım. Yaşadıklarım ve hissettiklerim birbirini tutmuyor. Bunların biri sağa çekerken diğeri sola çekiyor adeta. Mesela bir tarafım hava güzel dışarı çık diyor. Öbür tarafım aman boş ver evde vakit geçir şunlardan birini yap diyor. ( resim, masal, roman, müzik) 1) Hangisinden başlayacağıma karar veremiyorum. Resme karar verirsem biraz başlayıp vazgeçiyorum. 2) Zaten resim konusunu seçmek için çok zaman harcıyorum. Karar verip başladığımda birkaç figür yaptıktan sonra vazgeçiyorum çünkü yaptığımı beğenmiyorum. Öbür tarafı yapacak olursam yani dışarı çıkarsa kalbim uyum sağlamıyor. Sanki kalbimin üzerine bir ağırlık biniyor çok çabuk yoruluyorum. Açıkçası halsizim, bitkinim, isteksizim ve kararsızım...

Bunları düşünürken Bay P. delici ve müstehzi bir bakışla;

-Şimdi elime düştün!

diyor sanki. 

Siz ne dersiniz?

Gönderen Yamalı Bohça Parkinson zaman: 07:37 Hiç yorum yok:
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş

27 Mayıs 2025 Salı

Doktor Semptomları Tedavi Eder... Hasta İçindekini Boşaltamaz…

Doktor randevuları bir nevi koyun can derdinde kasap et derdinde modunda geçiyor. Benim derdim içimi dökmekken, doktorun derdi belirtilere yoğunlaşmak. Niye doktoru kasap yaptım diye düşüyorsanız, mesele bakış açısı. Yoksa koyunu kanguru, kasabı manav da yapabiliriz. Atasözünü bozmamak adına böyle bırakıyorum.

Benim yaşadıklarım beni bağlar. Mesela ilaçlarıma başladığım zaman vapurda otobüste duraklar arası uyku atakları, mide bulantıları, düşmeler yaşıyordum. En ufak şey beni heyecanlandırıyor. Doktora gittiğim zaman unutmamak için yazıyorum. Sonuçta doktor söylediklerimi dinledikten sonra prospektüse mi baktın diye soruyor.

Doktor belirtilerimi iyileştirmeye çalışırken benim de gayret etmem gerekiyor diye düşünerek dinliyorum ve uygulamaya çalışıyorum. Fakat zorluyor. Benim için hastalık kabul edilmesi zor bir durum. Kendi içimdeki sesler şöyle yükseliyor:
-Niye ben?
-Kabul etmesem, misafirliğe gittiğimiz evde ev sahibinin olmamasıdurumunda kapıdan döneriz ya onun gibi. Yani hastalığı kabul etmezsem acaba beni bırakır mı?
-Son içtiğim ilaçların yan etkileri acaba geçecek mi?
-Kimseye görünmek istemiyorum.
-Yardım edenden, yardım isteyen zorunda kalmak üzüyor.
-Evde bunaliyorum ama dışarı çıkmaya korkuyorum.

Ben kendi hakkımda bir sürü düşünceye kapılırken, hastalığımı öğrenen bir arkadaşın tepkisi beni çok etkiledi. Demek ki ben kafamda abartmıyorum, verdiğim tepkileri herkes veriyor sonucuna vardım. Olay şöyle gelişti. Hastalığımın ilk zamanlarında yardımcımla rapor almak için hastaneye gitmiştim. Orada tekerlekli sandalye ile giderken arkadaşım Zeynep'e rastladım. O da annesini getirmişti. Beni tekerlekli sandalyede görünce gözlerindeki şaşkınlık ifadesini gördüm. Hasta olduğumu duymamış. Beni bir ağlama krizi tuttu ki anlatılır gibi değil. Daha ben teşhisimi kabul edememişken bu tepki bana ağır geldi. Utandım. Bu halimle görünmek istemedim. 
Zamanla hem hasta olmaya, hem de belirtileriyle başa çıkmaya alıştım. Fakat alışamadığım bir nokta doktora gittiğimde ben konuşunca doktorun insan olarak beni değil de hastalığın belirtilerini duyması. Biliyorum işleri altın terazisiyle ilaçlarımı ayarlamak ki ben rahat edeyim. Fakat beni insan olarak görmüyor mü acaba, sadece bir belirti tablosu muyum diye de hassas noktamdan vuruyor.

Gönderen Yamalı Bohça Parkinson zaman: 11:39 Hiç yorum yok:
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş

18 Şubat 2025 Salı

Hasta olmasa idim…

Oturup düşündüğüm zaman aklıma geldi. Acaba hasta olmasaydım ne yapardım neler yapmak isterdim? Tabiidir ki; resimle uğraşmaz şiir masal hikaye roman yazmazdım. Blogsa aklıma bile gelmezdi.

Ne yapardım? Araba kullanmayı .çok severdim ona mutlaka devam ederdim. Kış mevsimi gelince kayağa gitmek isterdim. Biraz vırvır biraz dırdır yapılır sonrasında gidilirdi. Daha çok dışarı çıkardım. Araba kullanmış olduğum için uzak yakın demeden her yere giderdim. Kış boyunca konserleri takip eder bir iki de tiyatro oyununa giderdim. Yazın yazlığa gider biraz da yüzerdim. Hastalık dolayısıyla yüzemediğim için ve denizi çok sevdiğim için içimde ukde olarak kaldı. Mesela İzmit'teki torunumu daha sık görürdüm. Deniz kenarında
kitap okuyup spor yapardım. O zaman yazmadan ziyade okumayı tercih ederdim.
Gönderen Yamalı Bohça Parkinson zaman: 11:07 Hiç yorum yok:
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş

11 Şubat 2025 Salı

Şarjımız bitmek üzere

Sizlerle biraz özelimi paylaşmaya karar verdim bugün. Eskiden olsa aman ailem ne der, onlara sormadan yazamam derdim. Şu anda ise sizinle hayatımın gerçeklerini paylaşma ihtiyacı hissediyorum.

En önemli değişiklik: artık evdeki tek hasta ben değilim. Kocam da hastalandı. Onunki inme. Inme geçirdiğinden beri yürüyemiyor, konuşamıyor. Tabi bunlar iştahına yansıyor. Onun bu hali beni ziyadesiyle üzüyor. Önceleri depresyonu vardı. Aylardır doktor ziyaretinden doktor ziyaretine evden çıkarabiliyorduk. Fakat geri dönüp, bakınca hiç olmazsa kendi ihtiyaçlarını giderebildiği, herkesin kendi yağında öyle veya böyle kavrulduğu bir durumumuz vardı.

Açıkçası bir evde iki hasta fazla gibi düşünüyorum. 

Neden diyeceksiniz. Sen hastayken iyiydi de başkası hasta olunca mı olmuyor diyeceksiniz. Bunlarla ilgisi yok. Zaten hali hazırda zorlanıyordum. Bir şekilde gel gitli işlevlerimle boğuşuyordum. Fakat ekstradan düşünmem gereken biri çocuklar evden çıktığından beri yoktu. Kocam hastalanınca sanki sorumluluğu benimmiş gibi bir ağırlık çöktü üzerime.

Onun tam tekmil bakıma ihtiyacı var. Bense birkaç şey dışında kendimi idare edebiliyordum. Epey zamandır eve misafir gelmiyor. Çünkü kocam evde misafir istemiyor. Daha doğrusu şu anki haliyle kimseye görünmek istemiyor. O yardımsız yemek yiyemiyor. Zorlayarak ve yardım ederek yemek yediriyoruz. Günde bir en fazla da iki öğün. Bu satırı yazarken kendi kendime güldüğümü itiraf etmeliyim. Durumda komik birşey olduğundan değil! İçim acıyor! Ama bana zorla kendini, hadi gayret et, onu yeme, bunu ye derken kendisinin benden daha zor bir duruma düşmüş olduğunu fark ettim. Yakınlarımızın iyi niyetleri bazen zorluyor derken şimdi ben o iyi niyetli yakın oldum.

Bana gelecek olursak, artık yalnız dışarı çıkmak istemiyorum. Artık ilaçlarım geç tesir ediyor ve etkisi kısa sürüyor. Donmalarım arttı ve yürümem zorlaştı. Aslında her gün dışarı çıkmam gerekli ama yapamıyorum. Evin havası da beni sıkıyor, yoruyor, bunaltıyor. Monoton bir hayat. Gelen giden yok. Bir sıcaklık yok. Arayanım da yok. Arkadaşlarım da aramıyor. Ben de yalnız başıma çıkamıyorum. Kendimi boşlukta bir eksiklik içinde ve yalnız hissediyorum. Diyeceğim o ki eğer bakıma veya yardıma ihtiyacı olan bir yakınınız var ise kendinize zaman ayırın. Onlardan zaman çalmış olmuyorsunuz. Eğer sizin piliniz biterse onlara hiçbir faydanız dokunamaz. O yüzden benim de şarj olacak birşeyler bulmam lazım. Aksi taktirde bizim ev olarak şarjımız bitmek üzere....

Gönderen Yamalı Bohça Parkinson zaman: 11:05 Hiç yorum yok:
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş

28 Ocak 2025 Salı

Geçici mi, kalıcı mı?

Sevgili okurlarım, ben 2012 yılında Bay P. ile tanıştım. Olayın başında Bay P.’den çok verilen ilaçlardan etkilendim. Geçen zaman içinde birbirimize alışmaya çalıştık. O ısrarla dediğini yaptırmaya çalışırken ben de en ısrarcı en inatçı halimle mücadele ediyorum. Bu arada ben çok yoruldum, halsizleştim. Kendimi yarı yarıya bitmiş hissediyorum.  Duraklama  devrine girmiş gibiyim. Kendimi bunun geçici bir durum olduğuna inandırmaya çalışıyorum.

Mesela bazı yiyecekler geçici de olsa belirtileri çoğaltabiliyor. Herkes bilmeyebilir diye düşündüğüm için ilk vereceğim örnek bakla.  Bir sebze ne yapabilir ki demeyin. Parkinson teşhisi sonrası bakla yedim.   Yedikten sonra yüzüm gözüm istem dışı oynamaya başladı. Sebebini doktorumdan öğrendim. Ben hastalık ilerledi sanarken, bakladaki dopamin suçlu çıktı. Parkinson tedavisi görenlere doktorları günlük gereken dopamini  ayarlayarak verdikleri için  bakla yemeği ile alınan dopamin fazla geliyormuş.   

Yine bir başka yiyecek grubu proteinli gıdalar. Dopamin alımından yarım saat önce veya sonra alındığı zaman ilacın etkileşimi daha az ve böylelikle etki süresi daha uzun oluyormuş. Ben kendimce denedim ama işe yaramadı.   Sizler de bir deneyin. Bakarsınız ben bir şeyleri yanlış yapmışımdır. 

Bunlar kısa vadeli değişiklikler. Bir de tedavi tarafı var.  Ilaçların etkisinin artık eskisi gibi olmadığı ve daha artabilecek doz olmadığında Beyin Pili  ile  tedavi var. Bu bana anlaşılmaz geliyor. Düşünmüyorum ve düşünmek istemiyorum. Çok çelişkili bilgi almamın da kesinlikle bu konuda etkisi var. Geldiğim şu noktada donmalarım arttı.  İlacın etkisi kısa sürüyor. Eskisi kadar dışarıda kalamıyorum. Yine de Beyin Pili gibi narkoz alarak beynime direk yapılan bir müdahale hele bir de işe yarayacağı garantisi olmayınca şimdilik gözümü korkutuyor. 

Umalım ki şu son hallerim geçici olsun!
Gönderen Yamalı Bohça Parkinson zaman: 11:43 Hiç yorum yok:
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş

8 Ocak 2025 Çarşamba

Şiir Haplarım

 Kuru topraktaki 

Çiçeğin suyu beklediği gibi,

Haplarımı bekler bedenim

Can suyu almış gibi canlanırım

Umudunu haplarına bağlamış gönlüm

Onlar olmadan yaşayamam ki

Heykel gibi olurum kıpırdayamam ki

Sadece düşünürüm, tatbik edemem

Solmuş, kurumuş otlar gibi.

Bitkiler yaşamak için hava su ister

İnsansa hareket etmek ister

Güç varken gezmek dolaşmak ister

Beni benden alan hem yaşatan

Hem yok eden haplarım.

Onlarsız yaşayamam, ayakta duramam

Onlarsız bir işe yaramam

Kul köle etti, vazgeçilmez kıldı

Beni benden aldı, zalim haplarım.
Gönderen Yamalı Bohça Parkinson zaman: 07:15 1 yorum:
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş

28 Kasım 2024 Perşembe

Labirent

Kendimi devamlı stresli hissediyorum. Bu geçen yıllarla mı yoksa Bay P. ile mi ilgili bilemiyorum. Adeta içimde patlamaya hazır bir bomba var gibi. Mesela yanımda bir şey konuşulduğu zaman ben kelimeleri tersinden anlıyor ve en kötüye çekilecek kelime üzerinde kalıp, kızacak bir şey buluyorum. Aradan biraz zaman geçince saçmalığını  bende fark ediyorum. Haberleri dinlemiyorum. Kitap okuyamıyorum. İki senede sadece dört kitap okuyabildim. Eskiden olsa ayda dört kitap okurdum. Benim için büyük bir eksiklik. Resim yapıyorum ama ilk yaptıklarım kadar güzel yapamıyorum. Bunu da hastalığımın ilerlemesine bağlayıp, yine üzülüyorum. Bu da yeni bir stres kaynağı oluşturuyor. Doktoruma gitmeyi de bir hayli geciktirdim. Şöyle düşünüyorum.  Çeşitli hobilerim var. Hastalığım biraz daha ilerleyince hobilerimi yapamaz hale gelicem. Hiçbir şey yapamayacağım. Hiçbir şey yapmadan da vakit nasıl geçer?


Ben zaten bu aşırı hassasiyet  yüzünden de stresten çıkamıyor olabilirim. Görüyorsunuz ya düşüncelerim birbirini kovalıyor. Doktora gittim. Fakat tatmin olmadım. Beni önceki sefere göre daha iyi gördüğünü söyledi. Bu nasıl olabilir anlayamadım. 
Donmalarım arttı. Hatta geçenlerde bir gece donup, kaldım.  Kasılmalardan sonra her tarafım ayrı ağrıdı. Zannedersiniz bütün gece spor yaptım. İyice yavaşladım. Yürümede de zorluk çekiyorum. Soluk soluğa kalıyorum. Çok çabuk yoruluyorum. Bay P.’nin bana kurduğu labirentte kaybolmuş hissediyorum. Tutunacak bir ışık bulsam keşke. Aksine sanki labirentin içerisinde hareket ederken üstümde bir de görünmeyen bir ağırlık hissediyorum. Artık her şeye olumlu bakmaya çalışmayı da bıraktım. Neyse o. Polyanna olmaya gerek yok. Bir getirisi de yok ne yazık ki. Labirent içinde yürü babam yürü nereye kadar yolumuz var acaba…?

Gönderen Yamalı Bohça Parkinson zaman: 12:29 Hiç yorum yok:
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş

1 Kasım 2024 Cuma

Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın

Baştan başlatıldığım ilaçlar bana çok ağır geldi. Miligram olarak düşüktü. Etki süresi daha uzundu. Kusma, gündüz uyku atakları, geceleri uykusuzluk yada fazla uyuma gibi şeyler yaşatıyordu. Bakışlarım donuklaşmış akvaryum balıkları gibi olmuştu.

Etrafımdakiler moral vermek adına iyisin demiş olsa da beni o zaman da şimdi de ikna edemiyordu. Çünkü ben aynada kendimi görüyor ve kendimce değerlendiriyordum. Hareketlerim şimdiki durumuma göre daha iyiydi fakat normal durumuma göre kötüydü. Dışarıda yemek  yemek istemiyordum. İnsanlardan kaçmak görünmemek istiyordum. 

Şimdi ilaçlarımın hem dozu hem de sayısı artmış olmasına rağmen tesir etme süresi kısalmaya başladı. Donmalarım artmaya başladı. Kalktığımda kafam gidiyor da vücudum ona eşlik edene kadar sürüyor, hareket etmeye karar verirse o da. Daha evin içinde dolaşırkenyoruluyorum. Normal adım atamıyorum. Minik minik adımlar atıyorum. Onlar da beni yoruyor. Dışarı  çıktığım zaman en kısa mesafede soluk soluğa kalıyorum. Evdekiler bazen uykumda konuştuğumu, bazen çığlık attığımı  söylüyorlar. 

Durumum kabaca şöyle: İlaçlarımın sayısı arttı. Miligram arttı fakat etki süresi kısaldı. İlacın etkisindeyken normal yürüyorum. Uyku düzenim bozuk. Bazen hiç uyumuyorum. Bazen de fazlasıyla uyuyorum. İlaçların etkisi var mı bilmiyorum ve nasıl etki edeceğini kestiremiyorum. Çok çabuk acıkıyorum. Melatonin eklendi. Melatonin hem uyku düzenimi ayarlayacak bir taraftan da iki ilaç arasındaki dalgalanmaları önleyecekmiş. Bazen ilaçlarımı içtiğim halde uyku tutmuyor. Bay P. ile muhabbetimiz geçen zamanla oldukça arttı. Ne o vazgeçti beni bıraktı ne de ben mücadeleyi bıraktım.
Şimdilik bu çekişmenin sonu görünmüyor. Bay P. gücünü hissettirse de benim inadım asla vazgeçme asla bırakma diye tembih ediyor bana. Ben de o halde pilavdan dönenin kaşığı kırılsın diyorum.  
Gönderen Yamalı Bohça Parkinson zaman: 13:11 Hiç yorum yok:
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş

2 Ekim 2024 Çarşamba

Tencerede melatonin var

Aşağı yukarı 6 ay önce doktorum değiştiğinde bir anda hayatıma melatonin eklendi. Başlarda anlayamamıştım ne etki etmesi gerektiğini çünkü aslında uykumda bir sorun olmadığını düşünüyordum. Ancak melatonin bitip de yenilemediğim zaman uykularım sekmeye başlayınca kıymetini anladım. Doktora tekrar gittiğimde melatonini uyku için değil ilacın etki süresini de uzatmak için kullandığımı söyledi. Ben melatonin yaşlandıkça vücutta azalır diye biliyordum. O yüzden uyku süresini uzatır gibi bir çıkarım yapmıştım. O da öyle olmadı. Mesela dün gece ilacımı almama rağmen sabah karşı 2:30'da uyandım. Bir daha da geri uyuyamadım. Bu böyle ilk gecem de değildi son da olmayacağına eminim. Ne yazık ki bu Bay P. benim evdeki hesapları çarşıdakilerle karıştırıp üstüne de turp suyu sıkıyor. Neden bu konuda yazma ihtiyacı hissettiğimi iki şekilde açıklayayım. Birincisi terapistimle konuştuğumuz için, ikincisi de uykusuzluk benim gündelik hayatımı çok etkilediği için. Uykusuz kaldığım zaman şimdiki normalimde yapabildiğim birçok şey yolda kalıyor. Gündelik ihtiyaçlarımı zorlanarak karşılar hale geliyorum. Uyku uyuyunca da hepsi olmuyor ya, yine de daha çok daha iyi hissediyorum. 

Her yazımda size illaki bir mesaj vermem gerektiği hissiyatı içerisinde olduğum için bu yazımda da sizi kendime çıkardığım hayat derslerinden mahrum bırakmayacağım... Melatoninle ilişkim tencere dibin kara benimki senden kara!
Gönderen Yamalı Bohça Parkinson zaman: 11:58 Hiç yorum yok:
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş

13 Eylül 2024 Cuma

Zaman

 Zaman ah zaman! 

Herkese göre farklı yerlere gidiyor ya, benim için de Parkinson'dan öncesi  ve sonrası olarak geçiyor. Parkinson teşhisi konulan tarihten bu yana hayatım ona uyum sağlamak için uğraşmakla geçer oldu. Teşhis konulduğu zaman çok korkmuştum. Doktorumla konuşmama kadar reddedersem gider gibi bir düşünceye sahiptim. Gitmedi!

Terapistimle tanıştım. Hastalığımı kabul ettim. Sonra onunla yaşamak için çabalamayı kabul ettim. Kendimce mücadelemde bana yardım edecek olan noktaları tespite çalıştım. Mesela lisede müzik okumama rağmen sesim gidince, yerine resime başladım. Kendimi dinlememek adına  şiir yazdım. Hala yazıyorum. Olduğu kadar. Eskiden bir kaybımın yerine yapabileceğim yeni bir şey      koyuyordum ve ona alışacak zaman buluyordum. Şimdi şimdi zamanımı iyi kullanamaz hale geldiğimi düşünüyorum. Sanırım biraz daha yavaşladım. Yinede bloguma devam ediyorum. Fark etmişsinizdir takip ediyorsanız, etmiyorsanız da ben söylemiş olayım, eskisi kadar sık yazamıyorum. Fakat arada iki de kitap çıkardım. 

Sadece akıl olarak değil vücut olarak da yavaşlamaya devam ediyorum. Yine de geçirdiğim onca yıla rağmen yardımsız banyo yapabiliyorum. Ayakkabı ve çorap hariç yardımsız giyinebiliyorum. Yemeğimi yardımsız yiyebiliyorum. Restauranta gidebiliyorum. Hatta kısa mesafeleri tek başıma yürüyerek gidebiliyorum. Riskli olduğunu biliyorum ama yapabildiğim her şeyi yapamaz hale gelene kadar yapmayı hedef edindim.

İtiraf etmelimiyim bilmiyorum ama kendimi oldukça şanslı görüyorum. Hastalığımdan dolayı hayatıma giren nörolog, konuşma terapisti ve klinik gerontopsikolog ve fizyoterapistler hepsi işinde uzman kişiler. Hepsini şeviyorum ve güveniyorum. Mücadelemi kendim ve çocuklarım için yapıyorum. Yıllardan beri  devam eden ve edecek olan mücadelem için bana  destek ve moral vererek bu günlere taşıyan tedavi grubuma bir de bu yolla teşekkür etmek istiyorum. 

Zaman geçiyor, durduramıyoruz ama benim zamanım dolana kadar hiç olmazsa elimden geldiğince hayatın ortasında olmayı istiyorum.
Gönderen Yamalı Bohça Parkinson zaman: 12:00 Hiç yorum yok:
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş

2 Temmuz 2024 Salı

Kırılganlık

İnsanın kırılganlığı biraz yaşla gelen olgunluğa, biraz da yaradılıştan gelen duygusallık derecesine bağlı diye düşünüyorum. Bunu kendime dayanarak söylüyorum. Şöyle ki, gençken kızdığım ve kırıldığım şeyler üzerinden zaman geçtiği için mi yoksa yaşımın ilerlemesi yüzünden mi artık umursamazcasına "Aman ne varmış ki  bunda?" diyorum. 

Biraz yüksek sesle söylenen şeylere kızıyor ve kırılıyordum. Anca şimdi başka açıdan bakabiliyorum. Hayat her zaman adil davranmıyor. Şimdi önceden alındığım şeyler ne kadar önemsizmiş diye düşünebiliyorum. İlk terslendiğim zaman çok kırılmış ve çok kızmıştım. Tartışmanın gündelik hayatın bir parçası olduğunu ve fikir ayrılıklarında tartışarak bir çözüme ulaşıldığını fark etmem zaman aldı. 

Bazen kendimi coşkun bir ruh hali içinde buluyorum. En ağır şey bile söylense "Bu da geçer!" diyorum. Hayatta hiçbir şeyin müteviye devam etmediğini öğretmişti sayın Halide Tayşi. O zaman biz felsefe okurduk. Öğretmenimiz hayatta üzüntü ve neşe birbirini takip eder demişti. Ben de sık sık bunu hatırlamaya çalışıyorum.

Yine de bazı şeylere karşı oldukça hassasım. Evde misafir sofraya otururken, bana "Hadi saldır!" denmesi ağrıma gider. Sadece evde olsak ve kimse olmasa da ağrıma gider ama insan içinde çok daha ağır gelir. Ses çıkarmam ama sofradan hiçbir şey yemeden kalkarım. 

Başta demiş olduğuma dönecek olursak, ben yaradılış olarak kırılgan geldim, kırılgan da gideceğim galiba. Başka insanlardan hassasiyet beklemek yerine, kendimi korumaya gayret ediyorum artık. Başkalarını değiştiremem ama kendimi yaşadığım sürece her gün yeniden icat etmeye niyetliyim..

Gönderen Yamalı Bohça Parkinson zaman: 11:56 Hiç yorum yok:
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş

24 Mayıs 2024 Cuma

Fizik, kimya derken kişiliğim de değişiyor

Her sene insanın fiziği de kimyası da değişiyor. Hasta olduğumdan beri benim aynadaki görüntüm kadar kişiliğim de değişti. Bu hastalık bende ikinci bir kimlik yarattı sanki. Önceleri susup, ağlayan daha çok içine kapalı ve boyun eğen bir yapım vardı. Hayatım boyunca başkaları ön planda yer aldı. Ben sahne arkası çalışanı gibiydim. Yokluğum fark edilir ama varlığım önemsenmezdi. 

Hastalık bana ben demeyi öğretti. Mesela hayır demeyi öğrendim. Hakkımı korumayı, kendimi savunmayı öğrendim. Önceleri susup, ağlayan ben şimdi şakır şakır cevap veren, dışarıdan bakıldığında belki de huysuz biri haline geldim. Bir  konuda fikir beyan ettiğim zaman çoğunlukla fikrim beğenilmiyor. Eleştiriliyorum. Biliyorum ki benden alışık olmadıkları için böyle tepki alıyorum, yoksa fikrimle çok bir ilgisi yok. Çok yorgun olduğum zamanlarda kendimi sabırsız ve hoşgörüsüz hissediyorum. 

Sağlığım yerindeyken herkese yardım ederdim. Şimdi ise yardıma ihtiyacı olan oldum. Bu beni çok üzdü ve zorladı. Zamanla alıştım. Artık rahatça yardım istiyorum. Yardım istediğim zaman herkes yardım etmek için adeta yarışıyor.  Bazen kalabalık içinde olsam da müthiş bir yalnızlık hissine kapılıyorum. O zamanlarda olduğum yerde sanki görünmez oluyorum. Varken yok oluyorum. Ne konuşmalara katılabiliyorum ne de konuşmalardan birşey anlıyorum. Böyle zamanlarda kendimi kapatıyorum. Kabuğuma çekiliyorum. Kişiliğimin farklı yönlerini keşfettikçe kendime de şaşırıyorum bazen. Ben kendimi güçsüz zannederdim ama meğer çok güçlüymüşüm. Yoksa bu hastalık karşısında çoktan pes ederdim diye düşünüyorum. 

İnsan kendi hakkında tahlilde bulununca tabi ki objektif olamıyor. Gelin görün ki hepimiz yaşımız ilerledikçe geçmişten geleceğe kendimize aynada bakar gibi bakıyoruz. Nasıl tanıdıklarımızın resimlerini görünce 'Aaa ne kadar çökmüş.' diyorsak kendimize daha da sert bakıyoruz. Açıkçası aynaya bakasım bile gelmiyor. Açıkçası şu noktada fiziğim ve kimyam birbiriyle hiç uyuşmuyor.

 


Gönderen Yamalı Bohça Parkinson zaman: 12:13 Hiç yorum yok:
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş

1 Mart 2024 Cuma

Sosyal hayatım

Hastalığımın tanısını ilk duyduğumda hayatım bitti gibi hissetmiştim. Terapistimle daha ilk konuşmamızda bana sosyal hayatımı sordu. Ben değerlenmenin bir kısmı sandım. Meğer öyle değilmiş. Sosyal aktiviteler hayata bağlanmanın temellerindenmiş. Bana zaman içerisinde ödev olarak bile konsere, tiyatroya gitmemi ve arkadaşlarımla mümkün olduğunca çok program yapmamı önerdi. Önce şaşırdım. Sonra anladım. 

Parkinson olalı elim dursa ayağım durmuyor. Elektrik tasarrufu yapıp, mikser kullanmıyorum mutfakta, elimin titremesi yetiyor. Şaka bir yana oldukça hareketliyim. İmkan bulduğum her fırsatı değerlendiririm. Neredeyse her gün dışarı çıkıyorum. 

Ben yaşadığım her anın tadını çıkarmayı istiyorum. Arkadaşlarım hastalığım dolayısıyla benimle daha az vakit geçirmek ister diye çok endişelendim. Ama öyle olmadı. Onlarla vakit geçirmek bana hayat katıyor. Hepimiz sanat müziği sevdiğimiz için sanat müziği konserlerini kaçırmamaya çalışıyoruz. Beraber tatile çıkıyoruz. Gündelik hayatın izin verdiği ölçüde de sıklıkla buluşuyoruz. Yemeğe çıkıyoruz. Bazen pastanede oturup, kahve içiyoruz. Normal programımda haftada iki saatlik spor vardı. Şimdilik ara verdim ama en kısa zamanda başlayacağım tekrar. Bazı çalışmalarımı parkta yapıyorum. Bu arada yaptığım şeylerin yetmediğine kanaat getirdiğim için müzik dersi de almaya başladım. Birkaç parça çalabiliyorum, arada resim yapıyorum ve hala kendimi bir şeyler daha yapma gayreti içinde buluyorum. 

Sosyal hayatımın bir başka penceresi de terapilerimle birlikte başladığım yazı çalışmalarım. Daha birkaç hafta evvel ikinci kitabım yayınlandı. Kitabın son hazırlıkları esnasında yayıncı hanım ile beraber üç dört defa alışveriş merkezinde buluştuk. Oraya yalnız başıma bile gidebildim. Bazen rahat yürüyorum bazen birinin koluna girerek gidip geliyorum. Kitap yazmak benim için hep bir hayaldi. Bir hayalimi daha Bay P.'ye rağmen gerçekleştirmiş olmanın haklı gururunu yaşıyorum. Hatta kitap fuarında benim için imza günü düzenlendi. Ona katıldım. Bir sürü kitap imzaladım. Çiçekler geldi. Herkes etrafımda döndü. Hem mutlu oldum, hem de eğlendim. Velhasıl sosyal yaşantım oldukça renkli geçiyor. 

Gönderen Yamalı Bohça Parkinson zaman: 11:02 Hiç yorum yok:
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş

23 Şubat 2024 Cuma

Bugün etkilenenlerde hareketlerim var!

Sabahları zor kalkıyorum. Genelde sırtım, belim tutuk ve ağrılı oluyor. Ancak hareket ettikçe sonradan açılmaya başlıyor. Akşamüstü olabildiğince açılmış oluyorum. Yürürken çektiğim zorluklar beni yürümekten vazgeçiremedi. Bay P.'nin yürüyüşümü yavaşlatması haricinde arada vücudum önden gidiyor. O nasıl oluyor diye soracak olursanız, ben yürüdüğümü düşünürken sadece üst vücudum hareket ediyor. Ayaklarım yere betonlanmış gibi hareket etmiyor. Bu Bay P. çok can sıkıyor. Ayaklarım demişken onlar ayrı bir mevzu. Hem şişkinlik ağrı yapıyor, hem kemiklerimde deformasyon var. Ayak sorunlarımın rahatsız etmesi yetmezmiş gibi bir de yürürken aldığım hava yetmiyorcasına hava açlığı çekiyorum. Yürürken de dışarıdan bakanlar garipsiyor olmalı. Kollarım eskiden otomatik pilotta adımlarıma eşlik ederken şimdi ya bilinçli hareket ettirmem gerekiyor yada put gibi vücudumun yanında kalıyorlar. Bu da yoruyor. Dolayısıyla yürürken belediyenin koyduğu banklara kısa aralıklarla oturuyorum. Ama ben pes etmem. 

Bir de mevsim geçişleri var tabi. Mevsimler eskisi gibi değil. Sonbaharda hala yazı, kışın ne olduğunu bilemediğimiz hava dalgalanmaları yaşıyoruz. Ben de havayla birlikte dalgalanıyorum gibi birşey. Mevsimler değişirken olduğumdan daha da yavaşlıyorum. Vücudumda şişmeyen yer kalmıyor desek de yeridir. Bu da hareket etmemi tümden zorlaştırıyor. 

Son olarak da hiç hesaba katmadığım başka bir engebe karşıma. İlaçlarımı her ihtiyacım olduğunda kuyumcu terazisi hasssasiyetinde onları ayarlayan, beni senelerdir tanıyıp, takip eden doktorum emekli oldu. Öyle ya doktorlar da insan. En çok da onlar yoruluyor bize yardım ederken. Bir sürü doktor var diyeceksiniz ama insanın önce yeni baştan bütün muayeneleri olması ve yeni baştan bütün bulgularının incelenmesi gerekiyor. Öyle tek seferde ilaçlar da düzenine oturamıyor. Dediğim kuyumcu terazisi gibi düzenliyorlar. Bu geçiş dönemi de mevsim geçişiyle birbirine karışınca Mercedes dediğim tekerlekli sandalyeyle tanıştım. Bu pek hoşuma gitmedi haliyle. Fakat bizde şöyle bir laf vardır, denize düşen yılana sarılır. Yürüyebilecek kadar hareket edemediği zaman insan  mecbur kalıyor. Hiç olmazsa oturur halde de olsa bir yerden başka yere gidebilmeyi mümkün kılıyor. Neyseki ilaçlarım şimdi düzene oturuyor da ben de rahatlamaya başladım tekrar. 



Gönderen Yamalı Bohça Parkinson zaman: 11:06 Hiç yorum yok:
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş

9 Ocak 2024 Salı

Dikkat! Hazır ol!

Hem dikkatimi bölmekte gitgide zorlanmaya başladım hem de dikkatimi tutmakta. Dikkatimi bölmekten kastım iki şeyi aynı anda yapabilmek. 

Terapistim yürürken mesela sakız çiğneyemeyeceğimi söylemişti. İnanmamıştım. Denedim. Ara ara sakız çiğnemeyi bıraktığımı fark ettim. Dikkatim yürüyüşümdeydi. Aslında yürüme kısmını otomatik yapıyormuşuz. Fakat Bay P. onu da otomatik pilottan çıkarıyormuş. Velhasıl yürürken artık dikkatimi odaklamam gerekiyor ki düşmeyeyim. Eğer tek bir işe odaklanırsam ve bu iş aşağı yukarı bir saati aşmıyorsa dikkatimi başarılı bir şekilde tutuyorum. Fakat birçok dikkat etmem gereken şey olunca mutlaka birinden biri yolda kalıyor. Bu yüzden araba kullanmayı da bıraktım. Ben kullanabileceğime eminim ama hem trafiğe, hem fren ve gaza hem de aynalara dikkatimi bölerken birini yapamazsam kazaya sebebiyet veririm diye bıraktım. Çok zor geldi. Bağımsızlığımdan bir parça alınmış gibi hissettim. Fakat bir kazaya sebebiyet verseydim onun vicdan azabı ile yaşayamazdım diye düşünüp, kendimi telkin ediyorum. Tabi ki bunlarla bitmiyor. Yemek yerken konuşulanlar, yemeğe odaklandıysam eğer hafızamda kalmıyor çünkü kaydedemiyorum. Kitap okurken özellikle arka planda birileri konuşuyorsa defalarca aynı satırları okuyorum çünkü dikkatim duyduklarıma kayıyor. 

Fakat bu yüzden pes ettiğimi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Fizyoterapi sırasında da bilişsel terapim sırasında da mutlaka çalıştığımız bir konu ki elde olanı tutabilelim. Biliyorsunuz ki Bay P. elimden birşeyler almaya bayılıyor ama ben hala direniyorum. Olduğu kadar!




Gönderen Yamalı Bohça Parkinson zaman: 11:50 Hiç yorum yok:
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş

6 Aralık 2023 Çarşamba

Mimiklerim

Şu anda gidişat olarak olabileceklerin en hafifinin, en iyisinin başıma geldiğini düşünüyorum. Bu doktorumun, terapistimin öğretileri, verilen ilaçlar ve benim kendimi meşgul etmek adına yaptığım çalışmaların büyük payı var bence.

Konuya geri bakınca komik ama o an korkutucu olan bir yaşantımı anlatarak devam ediyorum. Benim gibi siz de baklanın doğal dopamin içerdiğini duymuş olabilirsiniz. Bakla yemeği en sevdiğim yemeklerden biridir. Üstünde ince kıyılmış bol dereotu, yanında sarımsaklı yoğurt ve yeşil soğan olmak kaydıyla. Pişirdim ve bir tabak yedim. Bana hissettirmeden yardımcım videomu çekmiş. Hareketlerim hızlı, mimiklerim abartılıydı. Yüzüm gözüm ayrı oynuyordu. Bu hareketleri yaptığımın da aslında farkında değildim. Anladım ki bakla yemek iyi gelmiyormuş. Durumu doktoruma ilettim. Bana günlük dopamini ilaçlardan aldığımı, bakla da yersem dopaminin fazla geleceğinden hareketlerimin istemsiz hareketlilik olarak kontrolden çıkacağını açıkladı. İşin özü bir daha bakla yemedim. 

Hastalığın ilerlemesi ile de yüzümde istemsiz hareketler olduğunu gözlemliyorum ve görenlerden duyuyorum. Bunun farklı sebepleri olabileceğini açıkladı doktorum. O yüzden siz de bu tarz şeyler gözlemlerseniz lütfen doktorunuza söyleyin. Sizi onlar takip ettiği için, en doğru açıklamayı onlar yapar. 

Sadece hareketlilik değil aynı zamanda mimiklerin donuklaşması da Bay P.'nin yüzlerinden biri. Maske takmış gibi veya botoksu fazla kaçırmış gibi hissediyorum bazen. Kaşlarımın tam kalkmadığında veya ben kocaman gülümsediğimi zannederken çekilen resimde aslında çizgi halinde kalmış olan dudaklarımı görünce şaşırıyorum. Terapistim bunun normal olduğunu söyleyip, bunun için de egzersiz verdi. Abartılı mimik çalışmalarım, yutma egzersizlerimin yanına eklendi böylece. İşin ilginç yanı mimiklerim önceki senelere göre daha bir toparladı. Demek ki egzersizler işe yarıyor. Terapistim duymasın işe yarayacağından şüphe ettiğimi! 

Sonuç olarak mimiklerimin kendi dünyalarında yaşaması da gündelik hayatımın bir parçası.  Yine ve yeniden söylüyorum ama Bay P. her gün yeni bir yönünü gösterirken vücudumun her bir tarafı sanki ayrı bir uzaktan kumandaya tabi gibi...

Gönderen Yamalı Bohça Parkinson zaman: 11:04 Hiç yorum yok:
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş

23 Kasım 2023 Perşembe

Yutma da etkileniyormuş meğer!

 Yutma sorununu ilk defa bir sene önce yaşadım. Portakal yerken yutamadım. Sanki açılıp, kapanan cam kapılar gibi boğazım kapanıverdi. Çıkaramadım ama yutamadım da. Panik içinde kaldım nefes alamıyordum. Boğulacak gibi oldum, sırtıma vurulmasını istediğim gibi portakalı olduğu gibi dışarı çıkardım. Bu istem dışı olduğu için maalesef etrafı kirlettim. Aradan 3-4 ay geçtikten sonra ne yediğimi hatırlamasam da aynı zorlukla karşılaştım. Bu sefer panik içinde yanımda duran su bardağını kaptım birkaç yudum su içebilince yutabildim ve geçti. Terapistime söylediğim zaman bana asla su içmemem gerektiğini söyledi ve uyardı. Su içersem nefes borumdan ciğerime iniş yapacağını burada biriktiği zaman da zatürreye çevirdiğini ayrıca Parkinson ölümlerinin birçoğunun zatürreden olduğunu da belirtti. Böylece ben daha çok korktum. Verdiği hareketleri yaptığım zaman bir daha bunu yaşamadım. Yaşamadığım için de egzersizleri bıraktım. Terapistime göre bu hataymış çünkü bu egzersizleri ölünceye kadar yapmalıymışım. Bu sene aradan zmana geçmesine rağmen ilk defa bir kahvaltı davetinde daha yutma güçlüğü yaşadım. Hamurlu bir çörek yerken boğazım yine otomatik kapılar gibi kapandı. Ne yapacağımı şaşırdım, yanımda oturduğum arkadaşıma sırtıma şiddetli olarak vurmasını söyledim. Klabalık içinde olduğumuzdan bir şekilde çay ile birlikte yuttum. İnşallah bir daha böyle şeyler bir daha başıma gelmez diye ümit ediyorum. Terapistim bir daha ömür boyu yutma egzersizlerini yapmam gerektiğini söyledi. Bundan sonrasında bakalım daha neler çıkacak. Bay P. ondan uzaklaşmamın cezasını bu şekilde veriyor heralde ama ben mücadeleye devam edeceğimi gerçekten kararlı olduğumu ona söylüyorum. Ömür ne kadar Allah bilir ama ben eminim ki Bay P. nin kölesi olmak istemiyorum. 

Gönderen Yamalı Bohça Parkinson zaman: 10:40 Hiç yorum yok:
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş

21 Kasım 2023 Salı

Sesime neler neler oldu..

Geriye dönüp düşündüğümde sesimin hiç çıkmadığı zamanları hatırlıyorum. Şimdiki halime de şükrediyorum. Burnumun koku alamama durumu ile aşağı yukarı aynı zamana rastlayan ses kaybını yaşadım. Doktora gittiğim zamanlar sebebi bilinmeyen ses teli felci teşhisi kondu. Boğazıma yapılan endoskopi sırasında insanın iki ses teli olduğunu ekrandan ben de gördüm. Ben de konuşunca biri hareket ediyor öteki dümdüz durup kıpırdamıyordu bile. Bu durumdan da çok rahatsız olmuştum. Tanıdık birini görsem seslenemediğim için ayağımı yere vurup pat pat ses çıkarıyordum ki sesi farketsinler de dönüp bana baksınlar diye. Sonra terapistim ile tanıştım. O bana nefes alma ses ritim çalışmaları yaptırdı. Birlikte şarkı çalışmaları yaptık bana pes bazen de tiz ses istedi. Yaptığımız çalışmaları ona göre ayarladık. Daha sonra anlaşılır ses çıkarabilmem açısından pastanede çalışmaya başladık.Garsona ben sesleniyordum malum potansiyel olarak oturanların sesleri vardı. 'A-o-u' sesleri çalıştık. Sesim kısmen açıldı. Bu kadar çalışmaya rağmen eşimin kullandığı arabaya  binince ya da evde içtiği sigara dumanı beni etkiliyordu. 

Terapistim ile yaptığımız ses çalışmalarından sonra evde konuşma imkanım olmuyor. Ben de ses çlışması olarak bol bol şarkı söylüyorum. Şimdi ses olarak sesimi duyurabiliyorum. Sesim duyulsa da söylediğim pek anlaşılmıyor. Ya tekrar söylüyorum ya da daha yakınlaşarak söylüyorum. Şöyle ya da böyle sesimi duyurabilmenin ve söylediğimi anlatabilmenin mutluluğunu yaşıyorum. 

Gönderen Yamalı Bohça Parkinson zaman: 10:52 Hiç yorum yok:
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş

24 Ekim 2023 Salı

Sonbahar ve ben

Sonbahar ben de hüzün ve mutluluğu çağrıştırır. Duygusallığım zirve yapar. Bu  ilginç mevsimin büyüsüne kapılmak hoşuma gider.  Ormanlar sonbaharda daha da (bu benim görüşüm) güzelleşir. Sonbaharın geldiğini önce sararan yeşilden kahveye, kahveden kızıla bazen de sarıya dönen yapraklardan anlıyorum. Bu yapraklar kurumuş olarak dalından koparak, rüzgarın çizdiği rotayı takip  eder. Oradan oraya savrulup, dururlar. Tabiat renk skalasını  ton ton değiştirerek tablo gibi bir görünüme bürünüyor. Duygularımı bu mevsimde kendimde çözemiyorum. Adeta bir kördüğüm yine bu mevsim bana. Zorunda kaldığım, mecburi durumları hatırlatıyor. Hayatımın muhasebesini yaptırırken duygularımın med-cezirlerinde  kaybolurum. Ayrıca günün ikindisini ömrümün 50 yaştan sonrasını çok üzüldüğüm ve çok mutlu olduğum zamanları  hatırlatır. Öyle uzun ve çok ki sonbahar hakkındaki duygularım düşüncelerim. O güzelim renk cümbüşünden çok etkileniyorum. Canım resim yapmak yada şiir yazmak istiyor.

Dinlediğim MÜZİK   : VİVALDİ DÖRT MEVSİM
                               RODRİGO  GİTARKONÇERTOSU
Okuduğum  ŞİİR: MERDİVENLER (AHMET HAŞİM)
                             SONBAHAR( YAŞAR AKDAŞ)
T.S.M.:  ŞARKI      SONBAHAR (YILDIRIM GÜRSES)

Gönderen Yamalı Bohça Parkinson zaman: 11:52 Hiç yorum yok:
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş

13 Ekim 2023 Cuma

Bir ileri iki geri

Yaz bu sene diğer senelere nazaran çok daha sıcak oldu. Sıcak beni çok olumsuz etkiledi. Çabuk yorulup, bitkinleşmeye başladım. Aşırı bir terliyorum. Kızımın ve terapistimin uyarısıyla her gün saat 09.oo ve 15.oo arası evden dışarı çıkmamaya çalıştım. Ama içeride de dışarıda da olsam havanın meninden kaçamadım. Bu da bende adeta nefes alma zorluğu yarattı. Vücudumda ödem hiç azalmadı. Her ne kadar beni görenler iyi göründüğümü söyleseler de ben hastalığımın ilerlediğinin farkındayım. Elimin yüzümün hareketlendiğini fark ediyorum. Bunlar kontrolümün dışında oluyor. Bütün bunlara rağmen güzel bir yaz geçirdim. Arkadaşlarım sağ olsunlar birlikte tatile gittik ve çok eğlendik. Belki de son zamanları paylaşırsam bunu irdelemek anlaşılır kılmak mümkün olur. 

Geçen sene devlet hastanesinde (fizik tedavi  rehabilitasyon) tamamladım çok şükür. Evden yalnız çıkabiliyorum. Yanımda biri olursa muayene oldum doktor bana hastanede fizik tedavi verdi bir ay her sabah hastaneye taşındım. Bu arada  Parkinsonlu olduğum için hastanede yapılan bir projeye  dahil edildim bana bir ay ücretsiz evimde Parkinsonlular için  yararlı olan spor hareketleri yaptırdılar evde ekran üzerinden. Bu sene arkadaşlarımla bir haftalık bir tatil yaptım. Her şey mükemmel değil fakat çok kötü de değil. Bu yazı da böyle  geçirdim. İyi kötü bu sene de yüzebiliyorum. Hiç boş durup kendimi dinlemiyorum. Spor yapıyorum, yürüyorum, yapabildiğim kadar. Polyannacılık oynuyorum. Sosyal olmaya gayret ediyorum. Bu yazdıklarımı deneyip, sizin de benim gibi şaşırıp, "BANA NE OLUYOR" demeniz umuduyla.      

Gönderen Yamalı Bohça Parkinson zaman: 11:55 Hiç yorum yok:
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş
Önceki Kayıtlar Ana Sayfa
Kaydol: Yorumlar (Atom)

Özgeçmişim

1952 Adana doğumluyum. İlk ve ortaokulu İstanbul’da, lise diplomamı da Adana’da aldım. Adana’da başladığım o zamanki adıyla ticari ilimler akademisini üçüncü sınıfta bıraktım. Bir dönem özel bir şirkette sekreter olarak çalıştım. Emekliyim.
Çikored (Çocukları istismardan koruma ve rehabilitasyon derneği); Prof. Dr. Kriton Curi Park Gönüllerinde çalıştım.
Eşimin görevi esnasında oturduğumuz sitede sosyal sorumluluk projeleri kapsamında çalışmalar yaptım. Kütüphane olmayan siteye kütüphane kazandırdık. Ayrıca el sanatları kursu açtık. TSM Korosu oluşturduk. İzmit Sabancı Kültür Merkezinde dört sene konser verdik. Site içinde defileler (profesyonel mankenlerin yeraldığı) düzenledik. Kadın kollarımızın düzenlediği çaylar ve geziler düzenledik. Kazandığımız paralarla yakın çevremizdeki bulunan. İlkokuldaki fakir çocuklara palto, bot, giysi yardımında bulunduk. Bölgemizde yer alan yetiştirme yurduna (kız) bağışta bulunduk. Çocuk Esirgeme Kurumuna bağlı çocuk yuvasına giderek oyuncak ve giysi götürdük.

Şimdi Parkinson’luyum. Bir zamanlar koro çalışmalarına katılan konserlerde solo bile yapan ben artık yüksek sesle bile konuşamıyorum. Sesim kısıldı ve rengi değişti. Kayak yapmayı severdim artık mümkün değil. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, araba kullanmayı severdim.(Parkinsondan önce)

Tür olarak Türk Sanat müziği, klasik batı müziği ve caz severim. Parkinson’dan önce TSM koro çalışmalarına katılıyordum. Parkinson’dan önce kayak, yüzme, pilates, aletli spor çalışması ve yürüyüş yapıyordum. Şimdi yaptığım yüzme ve yürüyüş hiç eskisine benzemiyor.

Hayvanları severim. Ezo isminde bir köpeğim ve Osman adında bir kaplumbağam var.

Kışları İstanbul’un Anadolu yakasında, yazları ise İstanbul’a 1,5-2 saat uzaklıkta küçük bir Karadeniz koyunda yer alan yazlığımızda emekli gn.md eşim ve yardımcımızla birlikte ikamet ediyoruz.

Blog Arşivi

  • ▼  2026 (1)
    • ▼  Mart (1)
      • Yaşadıklarım ve Hissettiklerim
  • ►  2025 (5)
    • ►  Mayıs (1)
    • ►  Şubat (2)
    • ►  Ocak (2)
  • ►  2024 (9)
    • ►  Kasım (2)
    • ►  Ekim (1)
    • ►  Eylül (1)
    • ►  Temmuz (1)
    • ►  Mayıs (1)
    • ►  Mart (1)
    • ►  Şubat (1)
    • ►  Ocak (1)
  • ►  2023 (9)
    • ►  Aralık (1)
    • ►  Kasım (2)
    • ►  Ekim (2)
    • ►  Ağustos (1)
    • ►  Haziran (1)
    • ►  Şubat (2)
  • ►  2022 (7)
    • ►  Aralık (1)
    • ►  Eylül (2)
    • ►  Temmuz (1)
    • ►  Şubat (3)
  • ►  2021 (10)
    • ►  Kasım (2)
    • ►  Ekim (1)
    • ►  Eylül (2)
    • ►  Ağustos (1)
    • ►  Nisan (1)
    • ►  Mart (2)
    • ►  Ocak (1)
  • ►  2020 (19)
    • ►  Aralık (2)
    • ►  Kasım (1)
    • ►  Ekim (2)
    • ►  Ağustos (1)
    • ►  Temmuz (1)
    • ►  Haziran (3)
    • ►  Mayıs (1)
    • ►  Nisan (2)
    • ►  Mart (2)
    • ►  Şubat (1)
    • ►  Ocak (3)
  • ►  2019 (20)
    • ►  Aralık (1)
    • ►  Kasım (2)
    • ►  Eylül (2)
    • ►  Ağustos (1)
    • ►  Temmuz (2)
    • ►  Haziran (2)
    • ►  Mayıs (2)
    • ►  Nisan (1)
    • ►  Mart (1)
    • ►  Şubat (2)
    • ►  Ocak (4)
  • ►  2018 (32)
    • ►  Aralık (2)
    • ►  Kasım (2)
    • ►  Ekim (2)
    • ►  Eylül (2)
    • ►  Ağustos (3)
    • ►  Temmuz (1)
    • ►  Haziran (2)
    • ►  Mayıs (4)
    • ►  Nisan (1)
    • ►  Mart (2)
    • ►  Şubat (7)
    • ►  Ocak (4)
  • ►  2017 (38)
    • ►  Aralık (4)
    • ►  Kasım (4)
    • ►  Ekim (3)
    • ►  Eylül (3)
    • ►  Ağustos (4)
    • ►  Temmuz (2)
    • ►  Haziran (6)
    • ►  Mayıs (3)
    • ►  Nisan (2)
    • ►  Şubat (2)
    • ►  Ocak (5)
  • ►  2016 (65)
    • ►  Aralık (4)
    • ►  Kasım (5)
    • ►  Ekim (4)
    • ►  Eylül (2)
    • ►  Ağustos (6)
    • ►  Temmuz (6)
    • ►  Haziran (8)
    • ►  Mayıs (5)
    • ►  Nisan (6)
    • ►  Mart (5)
    • ►  Şubat (8)
    • ►  Ocak (6)
  • ►  2015 (51)
    • ►  Aralık (8)
    • ►  Kasım (8)
    • ►  Ekim (8)
    • ►  Eylül (6)
    • ►  Ağustos (4)
    • ►  Temmuz (8)
    • ►  Haziran (7)
    • ►  Mayıs (2)

Hakkımda

Fotoğrafım
Yamalı Bohça Parkinson
Profilimin tamamını görüntüle

Translate

Harikalar Tic. teması. Tema resimleri Deejpilot tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.