18 Şubat 2025 Salı

Hasta olmasa idim…

Oturup düşündüğüm zaman aklıma geldi. Acaba hasta olmasaydım ne yapardım neler yapmak isterdim? Tabiidir ki; resimle uğraşmaz şiir masal hikaye roman yazmazdım. Blogsa aklıma bile gelmezdi.

Ne yapardım? Araba kullanmayı .çok severdim ona mutlaka devam ederdim. Kış mevsimi gelince kayağa gitmek isterdim. Biraz vırvır biraz dırdır yapılır sonrasında gidilirdi. Daha çok dışarı çıkardım. Araba kullanmış olduğum için uzak yakın demeden her yere giderdim. Kış boyunca konserleri takip eder bir iki de tiyatro oyununa giderdim. Yazın yazlığa gider biraz da yüzerdim. Hastalık dolayısıyla yüzemediğim için ve denizi çok sevdiğim için içimde ukde olarak kaldı. Mesela İzmit'teki torunumu daha sık görürdüm. Deniz kenarında
kitap okuyup spor yapardım. O zaman yazmadan ziyade okumayı tercih ederdim.

11 Şubat 2025 Salı

Şarjımız bitmek üzere

Sizlerle biraz özelimi paylaşmaya karar verdim bugün. Eskiden olsa aman ailem ne der, onlara sormadan yazamam derdim. Şu anda ise sizinle hayatımın gerçeklerini paylaşma ihtiyacı hissediyorum.

En önemli değişiklik: artık evdeki tek hasta ben değilim. Kocam da hastalandı. Onunki inme. Inme geçirdiğinden beri yürüyemiyor, konuşamıyor. Tabi bunlar iştahına yansıyor. Onun bu hali beni ziyadesiyle üzüyor. Önceleri depresyonu vardı. Aylardır doktor ziyaretinden doktor ziyaretine evden çıkarabiliyorduk. Fakat geri dönüp, bakınca hiç olmazsa kendi ihtiyaçlarını giderebildiği, herkesin kendi yağında öyle veya böyle kavrulduğu bir durumumuz vardı.

Açıkçası bir evde iki hasta fazla gibi düşünüyorum. 

Neden diyeceksiniz. Sen hastayken iyiydi de başkası hasta olunca mı olmuyor diyeceksiniz. Bunlarla ilgisi yok. Zaten hali hazırda zorlanıyordum. Bir şekilde gel gitli işlevlerimle boğuşuyordum. Fakat ekstradan düşünmem gereken biri çocuklar evden çıktığından beri yoktu. Kocam hastalanınca sanki sorumluluğu benimmiş gibi bir ağırlık çöktü üzerime.

Onun tam tekmil bakıma ihtiyacı var. Bense birkaç şey dışında kendimi idare edebiliyordum. Epey zamandır eve misafir gelmiyor. Çünkü kocam evde misafir istemiyor. Daha doğrusu şu anki haliyle kimseye görünmek istemiyor. O yardımsız yemek yiyemiyor. Zorlayarak ve yardım ederek yemek yediriyoruz. Günde bir en fazla da iki öğün. Bu satırı yazarken kendi kendime güldüğümü itiraf etmeliyim. Durumda komik birşey olduğundan değil! İçim acıyor! Ama bana zorla kendini, hadi gayret et, onu yeme, bunu ye derken kendisinin benden daha zor bir duruma düşmüş olduğunu fark ettim. Yakınlarımızın iyi niyetleri bazen zorluyor derken şimdi ben o iyi niyetli yakın oldum.

Bana gelecek olursak, artık yalnız dışarı çıkmak istemiyorum. Artık ilaçlarım geç tesir ediyor ve etkisi kısa sürüyor. Donmalarım arttı ve yürümem zorlaştı. Aslında her gün dışarı çıkmam gerekli ama yapamıyorum. Evin havası da beni sıkıyor, yoruyor, bunaltıyor. Monoton bir hayat. Gelen giden yok. Bir sıcaklık yok. Arayanım da yok. Arkadaşlarım da aramıyor. Ben de yalnız başıma çıkamıyorum. Kendimi boşlukta bir eksiklik içinde ve yalnız hissediyorum. Diyeceğim o ki eğer bakıma veya yardıma ihtiyacı olan bir yakınınız var ise kendinize zaman ayırın. Onlardan zaman çalmış olmuyorsunuz. Eğer sizin piliniz biterse onlara hiçbir faydanız dokunamaz. O yüzden benim de şarj olacak birşeyler bulmam lazım. Aksi taktirde bizim ev olarak şarjımız bitmek üzere....