24 Ekim 2018 Çarşamba

Çıplak kek


Seyrek de olsa içimden bir şeyler yapmak yada pişirmek geliyor. Fırın işlerinden uzak kaldım. Fırınlı ocağımı yenilemiştim. Hiç memnun kalmadım. Turbo fırın kullanmasını beceremedim. Servis çağırdım. Onlar tepsiyi dibe ittiğim için olduğunu iddia etti ama yine olmadı. Altı pişiyor, üstü yanıyor. Ortası çiğ ve hamur kalıyor.  Sonuç tam bir fiyasko! 



O gün de canım illa ki kek yapmak istiyor. Kek  hamurunu  hazırladık, koyduk. Herşey tamam sıra pişirmeye geldi. Kekimiz bir güzel kabardı. Beklenen sonuç altı da üstü de yandı. Ortası da idare eder kıvamına geldi. Biz de kekin altını üstünü soyduk. Kek çıplak bir görünüm aldı. Bir d,lim kestim yedim. Tadı da güzeldi.

Bir süre sonra torunlarım, kızım, oğlum geldi. Birer dilim alıp, yediler. Bu çok güzel bir kek, tarifini alalım diyerek adını sordular. Ben de çıplak kek diye cevap verdim. Nasıl yani diye şaşırarak baktılar. Ben de kek tarifini verdim ve kekin altını üstünü biraz fazla pişirip, yakmalarını sonra alt ve üst parçaların itinayla soyulmasını çıkarılmasını söyledim. Sonra bu bir insan olsa, altını üstünü çıkaran insana ne denir diye sordum. Gülerek çıplak diye cevap verdiler. İşte bu da çıplak kek dedim ben de.

Bunu arkadaşlarım arasında anlatırken, becerisine güvendiğim bir arkadaşım değişik bir pişirme şekli
önerdi. Keki ben mari usulü pişirmeyi denememi istedi. Yani klasik kek tarifini uyguladıktan sonra şu adımları takip etmemi istedi; 
  • kek hamurunu boşalttığımız kabı daha büyük bir tencereye oturtup,  
  • büyük tencereye üç parmak su koyup,
  •  tencerenin kapağını kapatıp, 
  • 45 dakika kısık ateşte (fırınsız ocak üzerinde) pişirmek. 

Çok şaşırdım ama sonuç mükemmel oldu. Kabarık ve yanmamış bir kek elde etmeyi başardım! Ben zannetmiştim ki benim becerikli arkadaşım kendi icat ettiği bir yöntemi bana anlatıyor. Meğer öyle değilmiş. Hatta bugünlerde fırın içinde de su dolu kapta kek pişirmek pek bir modaymış. 



8 Ekim 2018 Pazartesi

Tablo


Bir tablo hazırladım. Ne kadar zormuş. Hele bir de buraya konulacak formata getirene kadar çok yardım almam gerekti! Tablomun konusu da tam da bu. Günlük hayattaki kaynaklarım ve onları nasıl kullandığım. 





Yaptığım herşeyde ise ana şartlarım olmazsa en bağımsız yapabildiğim şeyi dahi yapamıyorum! Ana şartlarım: zaman, sabır ve moral. Eğer bunlardan biri eksikse otomatik olarak üzerimde baskı hissediyorum. Baskı dediğimde yanlış anlaşılmasın, dış mihraklardan bahsetmiyorum. Direk olarak kendi üzerimde kurduğum baskı bile yetiyor. Elbette aile, arkadaş, doktor veya tamamen yabancı insanlarla birarada olunca baskı farklı oluyor fakat hepsinde ana fikir ve sonuç aynı. 

Ana şartlarda eksik = Baskı  = Yapamıyorum!